Predator: AVCI GÜÇLENDİ

  • 20 Eyl 2018

SİNEMADA İZLEMEK İÇİN PREDATOR: AVCI GÜÇLENDİ The Predator



İlk “Predator” filmi aksiyon sinemasında tek adamın kahramanlığı filmlerinin zirvede olduğu 1980’lerde seyirci karşısına çıkmıştı. O zamanların aksiyon sinemasının en becerikli yönetmenlerinden biri olan John McTiernan’ın 1987 yapımı Arnold Schwarzenegger’li gerilim filmi “Predator” (bizde “Av” adıyla vizyona girmişti) bizi Orta Amerika ormanlarında kaybolan bir askeri helikopteri arayan bir grup askerin gergin arayışına ortak ediyordu. Herbiri birer profesyonel savaşçı olan askerler ormandaki bu dünyaya ait olmayan bir varlık tarafından birer birer ve son derece vahşi şekillerde katledilirler. 

Bu basit hikaye, McTiernan’ın yönetiminde hayli gergin bir aksiyon filmine dönüşebilmişti. Dünya dışı bu varlık, evrende şiddet oranının arttığı yerlerde avlanmaya çıkan insansı bir fizyolojiye sahip bir uzaylı türüdür. Bir aksiyon bilim-kurgu filminin ‘kötü’sü için gayet iyi tasarlanmıştı. Devam filmi aynı tehditi Los Angeles’a taşımıştı. Kimi parlak sahneleri olsa da çok parlak bir gişe başarısı sayılmazdı. Sonra stüdyo bu seriyi başka bir popüler bilim-kurgu serisi Alien ile de birleştirip çifte kazanç peşinde koşmuştu. 2010’da tekrar bir Predator filmi denendi ama kimselere pek yaranamayan bir film çıktı ortaya. 

Nihayet 2018 yılında ilk filmdeki asker grubunun içinde çok da öne çıkmayan askerlerden birini canlandıran oyuncu/senarist Shane Black hem senaryosuna emek verdiği hem de yönetmenliğini yaptığı yeni “Predator” filmiyle karşımızda. Özellikle 80’ler ve 90’lardaki eğlenceli gişe polisiye-gerilm filmlerinin aranan senaristlerinden biriydi kendisi. (Ünlü “Cehennem Silahı” (Lethal Weapon) filmlerinin senaryoları ona ait)

Bu sefer biraz mizahın da hesaba katıldığı ilginç bir Predator filmi var karşımızda. Günümüz Amerika’sında, yine bir Predator gemisiyle mecburi iniş yapar ve yolu ordu mensubu bir nişancı olan McKenna ile kesişir. Daha filmin henüz başında yaşanan bu karşılaşma sonrasında çok parlak bir şekilde hikayeyi üçe bölüyor yönetmen Black. McKenna’nın yaratığın kaskını evine gördermesiyle hikayeye giren çocuk, ordunun bilim insanlarıyla  araştırmalarını paylaşması için getirttiği Casey ve McKenna’nın dışlanmış askerlerden oluşturduğu ekip… Bu üç ayak bir süre sonra birleşiyor. Özellikle McKenna’nın ‘haydutlar takımı’ klasik western’lerde bir araya gelen kaybedenler takımı gibi olmuş ve filmin en büyük eğlencesi de daha çok bu ekipten çıkıyor zaten. 

Anlaşılan Shane Black 80’lerde çok iyi yaptığı sert erkeklerin esprili diyaloglarla destekli aksiyon filmlerine döndürmüş rotayı. Sonlarına doğru biraz irtifa kaybetse de hikaye başından sonuna keyifle izlenen bir gişe filmi olmuş bu. Ama içerdiği yoğun şiddet yüzünden, ana karakterlerinden biri çocuk da olsa 15 yaş altı çocuklar için pek de uygun bir film değil.

EVDE İZLEMEK İÇİN

KÖPEK ADASI

Isle of Dogs

Filmografisinde “Tenenbaum Ailesi” (The Royal Tenenbaums), “Büyük Budapeşte Oteli” (The Grand Budapest Hotel) ve “Yaman Tilki” (Fantastic Mr. Fox) gibi şahaser filmler bulunan yaratıcı yönetmen Wes Anderson’ın yeni stop-motion filmi “Köpek Adası”nda Megasaki adlı hayali bir Japon metropolünün valisi Kobayashi, köpeklerden yayıldığı anlaşılan bir hastalığı bahane ederek, bütün evcil köpekleri şehrin dışında bir adaya toplamaya karar verir. Kısa sürede bir çöp adasına dönüşen bu adada yiyeceksiz kalan köpekler yaşam savaşı verirken evcil köpeğini geri isteyen 12 yaşındaki inatçı bir çocuk el yapımı bir uçakla adaya geliverir. Atari adlı bu çocuk Spots adlı köpeğini ararken Rex, King, Boss, Duke ve Chief’ten oluşan bir köpek grubundan destek görür. Zaten adada zor günler geçiren, açlıkla, hastalıkla ve yamyam köpeklerle uğraşan bu beş arkadaş Atari’ye eşlik ederlerken büyük bir maceraya atıldıklarını farkederler. Bu arada Kobayashi’nin manevi oğlu olan Atari’nin kayıp olmasıyla Megasaki’de de hareketlilik başlar.

 “Köpek Adası” en başta son derece ustalıkla detaylandırılmış ve çok çalışıldığı belli olan mikro setleriyle ilgi çeken bir animasyon. Zaten stop-motion film yapmak çok zorken, bu kadar minik detaylarla süslü bir işçilik de olağanüstü bir seyir keyfi sunuyor izleyiciye. Ayrıntı kaçırmayayım diye uğraşırken ilk seyredişte mutlaka bir şeyler kaçıyor. En baştan söylemeli; bu eğlenceli filmin tam olarak hakkı onu en az iki kez izlemekle verilebilir kanımca… 

Elbette Wes Anderson’ın her filminde olduğu gibi son derece parlak fikir ve esprilerle, türlü absürd sevimliliklerle dolu sempatik bir senaryoyla yola çıkılmış. Politikacıların yozlaşmış halleri, medyanın yaşananlar sırasında aldığı tavırlar, hayvan haklarını savunanlarla politikacılar arasındaki insaniyet farkı gibi kavramlar zaman zaman çocuksu bir samimiyet içinde ustaca yedirilmişler. Anderson’ın yine stop-motion tekniğiyle çektiği “Yaman Tilki” çocuk izleyiciye daha yakın duran bir filmdi, ama “Köpek Adası” da ince ve yer yer de köşeli mizahına rağmen özellikle 10 yaşından büyük çocuklar için de anlamlı bir film.    

“Köpek Adası” arkadaşlık, bağlılık ve onurlu yaşam hakkında şahane bir hikaye anlatıyor. Ailece keyifle izleyebileceğiniz çok eğlenceli bir film sizi bekliyor… 

ÇOCUKLAR İÇİN

ALİS HARİKALAR DİYARINDA: AYNANIN İÇİNDEN 

Alice Through the Looking Glass

1800’lü yıllarda yazılmış olmalarına rağmen hem “Alis Harikalar Diyarında” hem de devam romanı “Aynadan İçeri” son derece farklı bir kız çocuğu karakteri olan Alis’e evsahipliği yapar. Hayal gücü inanılmaz boyutlardaki asi kız Alis’in bu iki kitaplık macerasını okumak bugünün büyüklerini bile zaman zaman zorlar. Oysa onun maceralarında yaşadıkları, tıpkı Viktorya dönemi İngiltere’sinde olduğu gibi, bugünün dünyasındaki tezatlara bile karşılık gelir. Zenginlik-yoksulluk, din-bilim, baskı-özgürlük gibi tezatları birbiriyle çarpıştıran Carroll’un romanları büyükler için kara mizah, küçükler için de masal mahiyetindedir. O yüzden özellikle ikinci kitap “Aynadan İçeri” çok daha anlamlı bir hal alır. İlk kitap daha ‘edebiyat’ken ikinci kitap mantıksal açıdan daha detaycıdır. Özünde hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını anlatır… 

Tim Burton’ın bir kez daha uyarladığı 2010 yapımı “Alis Harikalar Diyarında” Romana oldukça bağlı kalmasına rağmen görsel efektlerin çokluğu ve kaotik atmosferiyle bir ‘izle ve çık’ filmiydi. Ama yine de ünlü bir çocuk klasiğini bir şekilde çocuklara renkli bir tasarımla sunuyordu. Devam filmi “Aynanın İçinden”i ise “Muppets” filmlerinin yönetmeni James Bobin çekmiş. Ancak “Aynanın İçinden” kitaptaki öykülerin hiçbirini merkezine almayıp aynı karakterler üzerinden yeni bir hikayeyi içermekte. İlk filmde de iyice kendini gösteren feminist damar bu filmde de korunmuş olsa da Alis’in arkadaşı Şapkacı’nın ailesini Iracebeth’ten kurtarmaya çalışması pek de yaratıcı bir hikayeye kapı açmıyor. İlk filmdeki görsel efekt bombardımanı ise bu filmde de sürmüş maalesef. Hikayesinin ihtiyacı olandan çok fazla renk, efekt ve gürültü var.  

Johnny Depp’in, artık rol aldığı hiçbir filmde çekici bir özellik olamaması üzücü. Ağır makyaj altında artık ezbere bildiğimiz mimiklerini hiç saklayamayan aynı adamı izliyoruz. Ama Zaman’ı oynayan Sacha Baron Cohen göründüğü sahnelerde filmi bir parça olsun yukarı taşımayı başarıyor.

OKUMAK İÇİN

ERGEN BEYNİ

The Teenage Brain

Dr. Frances E. Jensen

Ergen yaşlardaki çocukları anlamak ve onlarla doğru iletişim kurmak için yazılmış pek çok kitap var. Ülkemizde de bu konuda ciddi kaynak arayışları var ki son yıllarda bu tema etrafında dolaşan çeviri kitapların sayısı ciddi çoğaldı. “Ergen Beyni”, adından da çağrıştırma yaptığı gibi ergenlerin beyinlerinin nasıl çalıştığını nörolojik yöntemlerle anlamaya ve anlatmaya çalışıyor. Bu konuda yaptığı çalışmaları ve etrafında deneyimlediklerini bir araya getiren Jensen’in kitabında çocukluktan yetişkinliğe geçen beyinlerde nasıl değişiklikler yaşandığını olabildiğince sadeleştirilmiş bir dille anlatıldığına şahit oluyorsunuz. Hatta uyuşturucu kullanımının ergen beyinlere neden çok büyük zararlar verdiğini de bu anlatılanlar sayesinde daha net anlıyoruz. 


Kitaptan anladığımız kadarıyla ergen beyinlerinde gri bölgeler beyaz bölgelerden daha fazla. Bu da onların bazen kendilerine fayda sağlayacak kimi kararlara karşı bir direnç göstermelerini sağlıyor. Diğer yandan her ergenin hormon değeri genelde aynı seviyelerde olsa da gösterdikleri tepkiler farklılaşabiliyor. Ve uyku diğer tüm yaşlardaki insanlara göre onlar için daha fazla önem arzetmekte. Ergen beyninin şarjı düzenli ve düzgün uykudan geçiyor.

Bu tip bilgilerle dolu kitabında ünlü nörolog, hem ebeveynlere hem eğitimcilere hem de gençlere çok önemli tavsiyelerde bulunuyor. Deneyimlerinden yolan çıkan doktor kendi çocuklarından öğrendikleri sayesinde ergenlerin aslında yabancı bir tür olmadıklarını, yalnızca yanlış anlaşılmış bir tür olduklarını söylüyor. Evet, ergenler farklı, ama bu farklılıklarının altında yatan önemli fizyolojik ve nörolojik nedenler var. (Hep Kitap, 376 sayfa)

Yorum Yap

Yazarın Diğer İçerikleri

Av İle Avcı Dost Olunca
Çocuklarla Süper Kahramanlık
Büyüyünce kaybettiğimiz şeyler
Tom Cruise ile nefes nefese
Abba ilacımız geldi!
“Zor Ölüm” taklidi bir gişe eğlencesi: Gökdelen
En küçük süper kahraman: Ant-Man
Yeter ki oyunsuz olmasın hayat!
Gelinlerin savaşı
Deadpool’da biraz ehlileşme var!
Kadınlar ve Elmaslar
Bu bir aşk hikayesi değil!
Dinazorlu felaket filmi
BURAK GÖRAL İLE KÜLTÜR SANAT REYONU
Bir çıkış yolu aramak…
Han Solo gençken daha mı ciddiymiş?
Makineleşen İnsan Mı; İnsanlaşan Makine Mi?
3 Film 3 Kitap
BURAK GÖRAL İLE KÜLTÜR SANAT REYONU
BURAK GÖRAL İLE KÜLTÜR SANAT REYONU